Haller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2013 Pazartesi

Artık Bit 2013 ...

Belki 2013'ün bir özeti bu yazı ama aslında Dedem için kaleme alındı...

2013 ne kadar zor geçti, ne kadar sıkıntılı, ne kadar yorucu.
Kötü haberlerle doluydu hep sanki ve kayıplarla.

Hepimizin tanıdığı halka mal olmuş kişiler dışında sevdiklerimizi kaybettik. Eniştemizi, Koca Dayımızı, çocukluğumuzun hatıralarında güzel yerlere sahip Komşu teyzemizi ve yıl biterken Canım Dedemizi. (20.12.2013)

Kötü haberler aldık, bu haberlerle sınandık. Canım babam hiç aklımıza getirmek istemediğimiz o kötü hastalıkla tanıştı, tanıştık. Şok olduk o kadar kısa sürelerde oldu ki bunlar şok etkisini sürdüremedik bile hemen aksiyon almaya başladık. Gırtlak kanseriydi ve hemen müdahale edilmesi gerekiyordu.
Hergün bir sürü birbirinden farklı doktorla görüştük tam karamsarlığa kapılacakken Allah o 2 güzel insanı çıkarttı karşımıza hemen ameliyat oldu babam. Sesini kaybetti ama bizimle birlikte, yanımızda, yanıbaşımızda ya işte bu herşeye bedel. Varsın sesi olmasın ne farkeder kendisi bizimle daha ötesi mi var. Allah'ın izni ve doktorlarımız Nazım Korkut ve Hakan Gülen sayesinde huzurluyuz artık. Kalan sıkıntılarımızı da inşallah tez vakitte savuracağız.

Hastalıklar, kayıplar dışında şimdi dönüüp baktığımızda sıkıntı yaratmayan ama yaşadığımız anda çok sıkıntı yaşadığımız şeylerde oldu. 2 numaranın başına gelenler ah yavrum. Şu yaşında kolunu yaktı baştan sonra sıcak çayla, yaktı diyorum ama kendisi yakmadı elbet. Sonra ablayla oynarken olmayacak şey  oldu kolunu da kırdı. Ah yazın hemde yazlıkta akşamın vakti neler yaşadık. Hepsi telafisi olan şeylerdi çok şükür ama oğlan biraz talihli galiba baksana hepsi onu buluyor.

İş hayatı monoton desem değildi, heyacanlı desem değildi, çok şükür diyelim 2014'de daha iyilerini bekleyelim. istiyorum-olsun!!! Tabii hepimiz iş konusunda bu kadar iyi bile değildik ama biliyorum yeni sene herşey daha güzel olacak İNŞALLAH.

Sene biterken sıkıntılı bir haber daha aldık. O kötü hastalık yine etrafımızda dolanıyor. Eniştemiz hasta ama Allahın izniyle herşey yolunda gidecek yeni ayda güzel haberleri alacağız.

Ve Dedem, canım Dedem. Babamın babası Dedem. Annemin babasını hiç görmemiştim annem daha evlenmeden vefat etmiş dedem. o yüzden 1 tane dedem oldu hep şimdiyse artık bir dedem yok.
Öyle garip ki çocukluğumun ana karakterlerinden birisiydi şimdi yokya sanki bu kayıplarla o çocuklukta kayboluyor gibi.
Bundan sadece birkaç ay önceydi, ortanca eniştemizi kaybettiğimiz ilk bayramdı, hepimiz halamın evinde toplanmıştık bayramın ilk günü. Tam apartmandan içeri girerken söylemişti kardeşim dedeme konan mide kanseri teşhisini.
Dedemi en son gördüğümde Eylül ayı bitiyordu çocuklarla beraber gittik yanına hala ayakta hala her işini kendi görüyordu ama tabii çok yoruluyordu. Israrla her ezan vakti namazını kılmak için camiye gidiyordu evde kılsana diyen kimseyi umursamadan. Alışmıştı çünkü, o hep güçlüydü, her işini hep kendi görürdü. benim oğlan bütün gün dedemin bastonu elinde evin içinde atçılık oynayarak koşturdu dedem hiç ses etmedi namaz kılarken önünden geçmesi dışında :) Oğlan gelip dedemin ona kızdığını anlatıyordu çat pat konuşma haliyle. -Dedee abiş hııııııı-
Çocukları dedeme hep huysuz hata bazen aksi derlerdi beşkide öyleydi bilmem ama ben hiç şahit olmadım, hiç yaşamadım.
Çocukluğum her yaz dedemlerde geçti rahmetli babaannem, dedem, amcamlar, halamlar, yengem. Tatil oldumu soluğu orada alırdım, yok başka şehir değil İstanbul'daydılar Ümraniye'de ama işte çocuktum ne keyifti orada olmak. Dedemin hiçbir kötü sözüne, kötü tavrına yada suratına şahit olmadım. Hep sevdi beni, bizi bilirim. Ben oraya gittiğimde hemen çokokrem alırdı bana bilirdi çünkü çok severdim. Çocukluğum ve ergenliğim hep çaydan uzak geçti sevmezdim hala da bayılmam ama içiyorum işte. Ama dedemin yaptığı çay çok güzel olurdu hep ve ben hep içerdim hiç istisnasız. Nasıl yapardı izlerdim öğreneyim bende yapayım diye ama ıı-ııhh olmazdı onun çayının bir başka lezzeti vardı. eli lezzetliydi belkide hep deriz ya sevgisini katıyordu içine :)
Birde her kurban bayramı hemen bir kavurma yapardı kurban etinden. Eti de çok sevmem yoksa aramam ama bayramlarda o kavurmaya dayanamaz patlayana kadar yerdim ve onuda kimse dedem gibi yapamazdı. Hala yapamıyor kimse dedem gibi.
Ben yazları dedemlere giderken ailenin benden sonra gelen torun yeğen 2 numarası kuzende gelirdi yanıma birlikte oynardık azar kudururduk evi yakındı o akşam dönerdi. Dedem karayollarında çalışıyordu daha emekli olmamıştı bizi arada yanında götürürdü. karayolları inşaatlarında dozerlerde gezerdik kuzenle beraber. Canım dedem hep dinçti, hep aslan gibiydi, hep heybetliydi.
Benim küçüklüğümde annemin bir fotoğrafını vitrinde görüp ne çok kızmış anneme Müge'nin fotoğrafını çektirip bana vermiyorsunuz diye hatta almış vitrinden fotoğrafı da koymuş cebine :) Annemler zor ikna etmiş onun ben değil kendisi olduğuna. Böyle parça parça bir sürü anı var aklımda ve gözümün önünde canlanan bir sürü sahne. Kurt hikayeleri, odun kesme yarışması maceraları ahh dedem ahh. Vefatından sonra sigara tabakasının içinden babamın küçüklük fotoğrafı çıkmış hepsi çok şaşırmış. Babamında söylediği gibi o hepimizi çok severdi gizliden gizliye olsada. Seni çok seviyorum Dedem, Nurlar içinde, cennet bahçelerinde, rahmetle uyu...

2 Aralık 2013 Pazartesi

Bir varmış bir yokmuş #blogfırtınası

Blog fırtınasına yakalanalım dedim... Her güne bir konu, her güne bir yazı.

Bir varmış bir yokmuş, ebel tükten bi tane doktor Mai varmış....
Doktor Mai'nin yardımcısı abiş varmış... (masal anlatıcısı burada kardeşi Kuzey'i kastediyor)
Birgün işe gitmek için evden çıkan dedesinin ayağının üzerinden araba geçmiş bir bakmışlar ayağı kanıyormuş. Hemen bana doktor Mai'yi çağırın demiş, aramışlar doktoru çağırmışlar. Doktor yardımcısı Kugiş'i de alıp hemen yola çıkmış.
Önce hasta dedesinin çorabını çıkartmış, kanları temizlemiş, krem sürmüş, bant yapıştırmış. Üzülme, korkma hemen iyileşeceksin demiş ve MUTU MUTU YAŞAMIŞLAAAAAR :)))

Her seferinde değişen bir çok hikaye hepsi de Mai'nin ağzından, öyle güzel, öyle mest edici ve öyle çok keyifli ki sanırım tarifi mümkün değil.
Heyecanla beklediğim yer, her masalın bitişi. Aniden masalı bitirişinin ve mutu mutu yaşamışlaaaaaar dediği anın delisiyim :)

Kuzey'in konuşmasını bekliyoruz bakalım o bize neler anlatacak diye <3


26 Temmuz 2012 Perşembe

1...2...3... ve Yeniden Başlasın....


Nasıl ve nereden başlayacağımı bilemez haldeyim. Giriş cümlesini kaç kere yazdım, kaç kere sildim onu da bilmiyorum...

En son posta bakıyorum da biraz daha beklesem 1 yıl olacakmış :o/

Kısa kısa özet geçeyim tarihe not olsun, sonrada düzenli yazmaya başlayayım inşallah. (bu da kendime not olsun!)

06 Ekim'de aldım Kuzey kuzumu kucağıma, çektim o nefis kokuyu 2.kez içime. 2.kez taçlandım, 2.kez insan oldum, 2.kez içimde ki o boşluğu doldurdum.

Oğlana dair notlarımı ayrı postta yazayım kızmasın elma çekirdeğim, -ne o beni arada geçiştirdin mi diye :)
Hastaneden 2 Kare <3 2 Aşk


Doğum sonrası eve döndük ve anladık ki daha 1,5 sene geçmiş olmasına rağmen ilk acemilik geri gelmiş, Mai'de neler yaptığımızı, nasıl yaptığımızı unutmuşuz :) Ve anladık ki anneannelerin&babaannelerin 30 yıl önce bizlere; siz bebekken öyle yapardık, böyle yapardık o, bu vs vs vs söylemlerinin gerçekliği boş :) Yahu ben bu halimle 1,5 sene önceyi unutmuşum siz nasıl bu kadar net hatırlıyorsunuz en az 30 sene öncesini :)

Bu kez doğum sonrası süt izmini parça parça değilde toplu olarak kullandım. Malum ofiste 2.hamileliğim pek şenlikli karşılanmamıştı sanki 1,5 sene arayla çocuk yapılamaz özel koşulu varmış gibi. Özel sektörün fenalıkları olsa gerek!

Tüm izinlerimi birleştirdim ve Nisan'a kadar evde büyük boy ve küçük boy elma çekirdeklerimle mutlu, sağlıklı, bol eğlenceli, zaman zaman zor, delirmekten bir tık önce duran, yorgun, uykusuz, bakımsız, kocaya bolca saldırmalı ama en çok ta huzurlu, keyifli, mis gibi günler geçirdim. Bu süre içerisinde tam zamanlı ev hamını olmaya karar vermiştim ki biraz daha zaman var, şimdi değil diyerek koca beni işe postaladı :)

2.doğumumda 1.nin sezeryan olmasından mütevellit mecburi sezeryan oldu. Doktorum diğer tüm doktorlar gibi planlıl sezeryan olacağı için 38.hafta için tarih verdi ama ben onu, bunu, şunu bahane ederek süreyi 40 haftaya tamamladım. Kız 40.haftada doğdu, oğlan neden az dursun, hem doktor ilk hamileliğimde bebek ne kadar fazla karnında durursa o kadar iyi diyordu diyerek süreyi tamamladım.

Ancak 2.doğumun bu kadar yakın olması nedeniyle mi? Yoksa tüm süreci zaten biliyor olmak nedeniyle mi bilemediğim bir şekilde çok zordu doğum ve sonrası!

Epiduralde bile canım yandı ki ilkinde hiç birşey hissetmemiştim. Ama bunu olacakları bildiğim için acıyı hissediyorum diye düşünüyorum. Boşuna demiyorlar, insan bilmediğinden korkmaz diye.

Doğum sonrası odaya çıktığımda ağrılarım çoktan başlamıştı bile, ayaklarım hala hissiz ama ağrım kendini gayet hissettiriciydi. Doktorum aynı yerden kısa sürede ikinci kez kesim yapıldığı için bunun normal olduğunu söyledi.

Doğum sırasında doktora haızr açmışken varken yağları da alıver bu karnım hala inmedi eski haline diye sızlanıyordum ki doktor alacak yağ olmadığını söyledi! Sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim ki! Nasıl gidecek bu lanet olasıca göbek&karın bla bla bla?

Kısa geçmeye çalışıyorum :P İlk doğum sonrası yaptığım aptallığı yapmayarak eve döndüğüm gün korse kullanmaya başladım.

Korse hem ağrımı azalttı hemde hareket rahatlığı sağladı. Ameliyatlı olmama rağmen kimsenin desteği olmadan yatıp, kalktım, oğlanı yatağından alabildim, geri koyabildim.

Tabii en onemlisi korse sayesinde karnım çok daha çabuk indi.

Ama şimdi o kalan göbek nasıl gidecek bilmiyorum, araştırmaya başladım galiba karın kaslarını sıkılaştırmak için endoskopik karın ameliyatı olacağım, çok sıktı bu durum beni, yetti gari aaaaa!

2 çocuklu yaşamda olanları, tecrübe ettiklerimi, başıma gelenleri, yaşadıklarımı yazacağım daha çok post var gibi görünüyor.

Ailenin 4'te 3'ü :)
Kızın 2.yaş günü, 2 çocukla çekirdek aile ilk tatil,kız kardeş kınası, düğünü, kuduruk oğlan çocuğu, daha uzun süt macerası, kızın oğlanı kabullenişi ve ve ve ve daha bir sürü şey....

şimdi kocaman öpüp yemeğe kaçıyorum. Evet oruç tutmuyorum, süt veriyorum.

geri döneceğim.... ;)

22 Eylül 2011 Perşembe

İlk Ateş! İlk Hastalık! İlk Antibiyotik!


Üzerinden uzun zaman geçti ama Mai'min tarihine not olsun diye yazıyorum.

15+5 iken ilk kez ateşlendi koca gözlüm.

İlk ateş! İlk hastalık! İlk antibiyotik!



Dr kontrolüm olduğu için annemdeydik. Mai'yi bıraktık hastaneye gittik, döndük. Koca göz uyuyordu, uyandı ki ateşler içerisinde yanıyor! Herşey 1 saat içinde olmuştu zaten.

Doktoruyla yapılan görüşmeler, ateş ölçmeye başlamalar. Ateş düşürücü verip 45 dakika geçmesini bekleyip yeniden ateş ölçümleri. Düşmediyse fitil verip ateş takibinin yapılması.

Gece ateş yüzünden huzurlu uyuyamayan bir melek, 45 dakika da bir saat kurup kalkıp ateş ölçen bir anne & baba. İlk günün sonuna doğru ateşte bir değişim olmayınca başlayanılan ilk antibiyotik.



Neymiş efendim, salgın varmış boğaz enfeksiyonuymuş. İlaçlarla yüzü gülen biraz toparlanan, yeni ilaç saati yaklaştıkça enerjisi düşüp ateşi yükselmeye başlayan minik melek seni çok seviyorum. Sen hep iyi ol, Allah sıkıntını üzüntünü göstermesin bizlere... (22.08.2011)






13 Eylül 2011 Salı

Mai Sözlüğü





Kaga Karga (Mai’ye göre tanımsız
olan, anlam veremediği her nesne, hayvan vs Karga :) )
Pepi Pepee
Aydidi Aydede
Anee Anne
Babi Baba
Zzzz Arı
Haydiie Hayde (bunu melodik söylüyor Av
mevsimi Hayde türküsü :))
Ame Amin
Tede Teyze
Öde Örge
Didi Dede
Mama Mama :)
Meme Meme :)
Cıss Sıcak
Akkım Aşkım
Aka Ayakkabı
Bebi Bebek
Hoho Havhav
Atta Gezmek
Çiş & Kaka ama tam yapacağı sırada :)
15 + 27’de durum yukarıda ki gibi aklıma
gelenleri geldikçe eklerim yine… Çok özledim kızımı…..
(Yıllık izin sonrası ilk gün kötülüğü) 








5 Eylül 2011 Pazartesi

Birikenler

Yazacak bir sürü konum birikti ama ben bir türlü fırsat bulup yazamıyorum...

Kuzum ilk hastalığını geçirdi tarihe not düşeceğim kendisi için ama hala yazamadım, bayram tatilini, ikinci hamileliğin gidişatını, ailedeki hamileliğe ilişkin yaşanılan bazı sıkıntıları bla bla bla kararlıyım ilk fırsatta yazacağım....

Şimdi ise ofisteyim, publishin bitmesini bekliyorum sonra yoğun saatler beni bekler... Beklerken Volkan'ın getirdiği börekleri, üşenmeyip demlediğim çay eşliğinde hüpleteyim. Bugünün ardından da 1 hafta yıllık izin kullanabileceğim inşallah.

Herkese süper birgün ve mutlu bir sabah olsun...


Tekirdağ'da bahçede makine ile denemeler çalışmam :)

19 Ağustos 2011 Cuma

Bir şehit anası demiş ki;

"Ben O'na birşey olmasın diye bisiklete bile bindirmedim!"

Bu cümleyi düşünmek canımı acıtıyor, yerine koymaya çalışıyorum kendimi ve nefes alamıyorum, birileri gelip boğazımı sıkıyor. İçim acıyor...

Benimde oğlum olacak ve ben oğlumun, kılına zarar gelmesin diye gözünün içine bakacağım oğlumun bu devlet için, bu insanlar için gidip askerlik yapmasını istemiyorum!!!

Allah'ım tüm şehit olan evlatların annelerine sabır, kendilerine de yattıkları yerde huzur versin...

5 Ağustos 2011 Cuma

Kavuştum... Uzun Sürdü ama Kavuştum....

Yavruyu alıp koynuma yatasım var

Sabahları evden beraber çıkasım var

Hafta sonu bir yerlere gidip bolca kullanasım var....

vaaaarol sevgili, çok yaşa, bin teşekkür :)))


22 Temmuz 2011 Cuma

Anlattım ki Çabuk Geçsin

Sıkılıyorum, içim sıkılıyor, yine kafamın içinde küçük adamlar bır bır bır söyleniyor.

Yazmak istiyorum, sürekli kendime notlar alırken buluyorum kendimi ama yok onları bir türlü adam akıllı yazıya falan dökemiyorum.

Bugünde Mai'nin gözünde ki geçmeyen kanlanmaya sıkılıyorum. Ofisten çıkacağım birazdan eve gidip minik cücemi alıp Dr'a gideceğiz. Hava değişiminden olur mu böyle şeyler? Yoksa tatildeyken denizden mikrop kaptıda istanbul'a döndükten sonra mı çıktı ortaya? Yada sıcak havalar yüzünden gözde kuruma olurda kanlanma yapar mı? mı mı mı? Gidelim dr'a da rahat edelim.

Dünde sahilde keyif gezisine çıkmışken sıkıldım. Şenlenip, keyiflenelim gidip mis gibi iyotu ciğerlerimize çekelim diye yemekten sonra dütük yollara çekirdek aile ve Örgüşle. (Mai'me teyzesi bakıyor artık, ne keyif anlatamam)

İndik sahile başladık yürümeye, tek derdimiz o sırada dondurmayı şimdi mi alsak dönerken mi çelişkisi.

Derken o kadar kalabalığın olduğu insanların akşam yürüyüşü için çoluk, çocuk, torun, tombalak döküldüğü sahilde sivrizekalının biri elinde pabucu ağaçta kalan birşeyi almak için pabucunu ağaca fırlatmaya hazırlanıyor... Şaka gibi dimi? O kalabalıkta bu kadar aptalca birşey nasıl yapılır ki?  Biz dur, hop, yapma, atma hebele hübele derken attı sivrizekalı pabucunu. Ve körün gözü geldi bizim kızın üstüne düştü. Allahım yarabbim gözlerim döndü, delirdim. Hala düşününce o an gözümün önüne gelince ensemden doğru sıcak basıyor bana. Allahtan kız tam o esnada etrafa bakmak için arabasında öne doğru eğilmiştide sırtına doğru geldi yoksa tam kafasına gelecekti!

Ben o gözü dönmüşlükle kudurmuş gibi adama bağırıyorum, ben bağırıyorum sevgili ayrı bağırıyor. Adam utanmadan, özüğr dileyeceğine sevgiliye diyor ki ne şekil yapıyorsunuz? Ay gelde paralama bunu. Ben yine dayanamıyorum söylenmeye başlıyorum adam tamam özür dilerim diyor başkaları araya giriyor ve biz sinir küpü halinde sahil gezimize devam etmeye çalışıyoruz.

Koca sonra bana kızıyor ee haksız sayılmaz ki. Sen ne diye söyleniyorsun, karnında bebeğin adam ya birşey yapsa sana o sırada diyor ve haklı da :( Ama ben sinirlenince kendime hakim olamıyorum, sonra ki olası olumsuz adımları düşünemiyorum. Ki artık düşünmem lazım, kontrollü olmam lazım ama nasıl bakalım.

Daha önce bir maç çıkışı yan kesicinin üstüne atlamışlığımda var onda da feci fırça yemiştim kocadan ki onda da multi haklıydı yine.

Uff be ne çok anlatmışım, nasıl sıkılmışsa içim...

Ben hafiften toparlanıyorum, birazdan çıkacağım. Hafta sonu da geldi, ramazan önce son haftasonları değerlendirmek lazım. Bakalım Dr sonrası yaparız planları. Plan yapmak dedimde artık plansız bir iş yapmayacam ben bu gidişle :) nedenleri daha sonra ki postlara kalsın, öptümmmm herkese iyi haftasonları...

Fotoğraf tatil öncesi Tekirdağ'da dalından erik yiyen çılgın cüce. Erik önce itinayla tüm ayak parmaklarına değdirilir ve sonra hoop ağıza atılır... ohhh en lezizi :)))

29 Haziran 2011 Çarşamba

"Benim burada ne işim var" Der Gibiyim...

Geçmiyor son günlerde ofiste saatler. Neden bilmiyorum, garip sıkıntım ve ağırlıklarım var üzerimde... (kilo ağırlığımdan bahsetmiyorum şekerim :))

Eve gitmeden evde yapacaklarımı düşünüyorum, düşünüp düşünüp nasıl yetişeceğim diyorum...
  • Akşam eve gidince ne pişireceğimi düşünüyorum,

  • Bize ne pişireceğimi buluyorum sonra ama bu Mai için uygun olmaz, Mai'ye ne pişirmeliyim derdine düşüyorum,

  • Ertesi gün Mai'nin öğlen çorbasına ne yapayım onu düşünüyorum,

  • Eve gidip makinedeki çamaşırları alıp kurutmaya atmam gerektiğini,

  • Kurutmadaki nevresimleri çıkartıp katlamam gerektiğini,

  • Bu arada hafta sonunda ütü için verdiğim gömlekleri getirecek olan Güven Bey'e geldiğinde nevresimleri vermem gerektiğini düşünüyorum,

  • Bunları yaptığım sırada Mai'nin henüz uyumamış olacağını ve "adne, adne" diyerek bacaklarıma yapışmış olacağını düşünüyorum,

  • Mai bacaklarıma yapışmışken hiç birşey yapmayı istemediğimi ve onu hemen kucaklayıp mıncır mıncır öpmeye başlayacağımı düşünüyorum, (en keyifli kısmı bu zaten düşünceler arasında)

  • Yemekler yenip, Mai ile oynaşılıp, mayışıldıktan sonra Mai uykuya dalarken ben banyo yapabilmeyi düşünüyorum,

  • Başarabilirsem de ojelerimi çıkartıp yenilemeyi düşünüyorum,

  • Saça fönü sabah uykusundan 15 dakikayı gözden çıkartarak sabaha bırakıyorum....
Bu kadar düşünülecek şey içerisinde birde kalan zamanın 18:00'e kadar nasıl geçip gideceğini düşünüyorum, sanki başka işim yokmuş gibi... Şimdi ne işim var benim burada??





14 Haziran 2011 Salı

5 Ay + 8 Gün + 5 Kilo :)

5 kilo ne kadar mutluyum :) İlk hamileliğimde toplamda tam 30 kilo almıştım. Kontrolsüzdüm, sonbahar ve kış ayına denk gelmişti. Her akşam 1 kilo çileği 1 kase şekerle yiyordum eee evet iyi halt ediyordum ki sonunda aldım 30 kiloyu oturdum.

Şu yazımda yaklaşık aynı haftalarda 15 kilo aldığımı yazmışım.

Şimdi ise aldığım 5 kilo ile çok mesudum :) Tabi bu kiloyu dr kontrolünde alıyorum, oğlanın gelişimini engelleyecek en ufak birşeyi yapmak isteyeceğim son şey!

Yaz ayında olmanında avantajları var tabi, bol bol ve taze taze meyve sebze yemek benim için avantaj. Yine 1 kilo çilek yiyorum bir oturuşta ama yanında 1 kase toz şeker olmadan ;)

Geçtiğimiz hafta detaylı ultrason kontrolü vardı. Herşey çok şükür yolunda. 2 hafta sonrada şeker yüklemesi yapılacak, inşallah onda da bir sıkıntı yaşamam.

İkinci hamilelikler için çok zor geçer derlerdi yada benim etrafımdaki felaket tellallarının uydurması bilmiyorum ama benim için 2.hamilelik daha rahat geçiyor, üstelik tepemde bir başka kuzu olmasına rağmen. Kızımında herşeyiyle ben ilgileniyor olmama rağmen. Hala her akşam küvete eğilip ben yıkıyorum, hala gece benim kendisini uyutmamı istiyor. Uyumak istediğinde gelip kucağıma çıkıyor kafayı göğsüme yaslıyor, şarkılarla kucakta sallanıp, keyif yaparak uykuya dalıyor. İkimiz dışarı çıktığımızda hala merdivenlerde pusetini kucaklıyorum, daha daha bir sürü şey aynı devam ediyor hayatımda. İkinci hamileliklerde 1.de olduğu gibi evhamlı da olmuyorsun, herşeyi kafaya takmıyorsun zamanında nasıl geçip gittiğini anlamıyorsun. Çoğu gitti azı kaldı diyorum. Eylül sonu, Ekim başını bekliyorum. (dr sezeryan olacağı için 2.bebekte 10 gün erken doğum olabileceğini söylüyor. zaten gıcığım bu sezeryan mevzusuna. ayrı bir postta yazayım onu)

birde son halimi ekleyeyim tam olsun, ben ve sabah sütüm huzurlarınızda ;)



Hepinize öpücükler....

3 Mayıs 2011 Salı

.........

Olmak istediğim yerde, zamanda ve kişilerle değilim....

Dilimde, parmağımda o kadar çok kelime var ama çıkmıyor, çıkmak istemiyor, endişeli, sıkıntılı, hüzünlü ve galiba biraz da bu seçimler için pişman...

27 Nisan 2011 Çarşamba

Şaşkın Anne...

24 hafta sonra göreceğiz bakalım oğlan anası olmak nasıl birşeymiş :)))






Çok mu Zor!!

Akıllı, edepli, dürüst, ahlaklı, yaptığa işe saygı duyan, aldığı paranın karşılığını vermek için uğraşan ve bunu haketmeye çalışan insanlarla çalışabilmek çok mu zor?

Bunlar her insanda zaten olması gereken erdemler değil mi?

Bunları arayıp bulmak neden zor???


Babasının ölüm döşeğinde olduğunu söyleyip defalarca şehir dışına gitmek için izin alan ve benimde hiç bir seferinde bu isteği ikiletmediğim bir çalışanım var. Hem böyle bir durumu nasıl sorgularsın, nasıl şüphe duyarsın ki adamın babası hasta. Üstelik o kadar üzülüyoruz haline, hep soruyoruz var mı bir ihtiyacın diye.

Ama sonra ne oluyor? Öğreniyoruz ki adam babam ağırlaşmış ben yanına gitmek zorundayım dediği ve babasının başında olduğunu söylediği 5 gün boyunca aslında TATİLDEYMİŞ!!!! Şaka gibi değil mi? Bana attığı en son sms'de babamın durumu artık çok ağır ama burada bekleyip yapılacak birşey yok ben helalleşip işe geliyorum!!! Lafa bak, oynadığı vicdana bak, bu nasıl evlat, sevgilisiyle tatil için babanın bu denli ağır kullanılması nasıl bir ahlak. Ben hala saf ya yapma dönme kal istediğin kadar babanın yanında diyorum.


Yazdıkça bile deliriyorum... Birde üstüne pişkin pişkin bana güvenmiyor olmanız beni çok üzdü demez mi!!!

Çarpsam yüzüne bir tokat anlar mı hatasını?? Anlamaz ama değil mi????


28 Mart 2011 Pazartesi

Yeni Heyecanlar

çoook uzun zaman olmuş ben blogta yazmayalı. sık sık geliyorum, okuyorum, geziniyorum ama elim bir türlü yazmaya gitmiyor.


gerçekten twitter geldi mertlik mi bozuldu :)


hoş ben twitterdan önce sapır sapır yazıp döktürmüyordum ya neyse...



en son yazımdan sonra epey şey olmuş. sevgilinin doğum günü kutlanmış bu sefer herşeye herkese inat süpriz doğum gününü yaptım! hahahayt zafer kazanmış kaptan mıyım şimdi :) neyim bilmiyorum ama mutluyum o kesin.


sonra benim doğum günümü kutladık ondan önce canımın içi kardeşimin nişanını yaptık. arkadaşlar ile çoluk çocuk bir araya gelip güzel bir hafta sonunun ardından at binmeye gittik.


benim zayıflama ritüellerim devam ediyor yediğime içtiğime dikkat ettiğim gibi pilatese de devam. bu hafta diyetisyen kontrolünden sonra bakacağız anyaya konyaya.

ahh sevgilinin oldum olası uzun olan saçlarını da kestim bu arada unutmadan bunu da not düşmüş olayım. bu işi ellerimle yapmış olmak benim için oldukça acıydı şaka değil. yaklaşık 10 gün evdeki yabancıya alışmaya çalıştım :) baktım baktım şaşırdım. şimdi ise uzun saçlı halini anımsayamıyorum. ne tuhaf iş...

bende kıskandım oynadım saçlarımla ama ıı-ııh kesmedi beni yeni birşeyler yapmak lazım ama ne onu henüz bulamadım.


bir önceki postta detayı sonraya demişim ama yine arada kaynıyor tam tahıllı un ile yapılan nefis mantı olayı ;)


arada 1 haftalık süreçte kuzumu perişan eden uçuk illeti!!! anasında vardı kızında da var üstelik çekmeye çok erken başladı benim elma şekeri. ağzının kenarında çıkan minicik bir uçuk elini ağzına sokması münasebetiyle parmağına ve oradan da ağzının içine geçti. ağzında ki yaralar yüzünden yemek yiyemez, süt içemez oldu :( sadece su ile beslendik feci günlerdi :( ilk antibiyotiğimizi uçuk illeti yüzünden 10 aylıkken almış olduk. çok şükür hemen toparlanıp eski keyif ve iştahına da kavuştu. elinde ki uçuk yüzüne ve özellikle gözüne bulaşmasın diye çok dikkat etmek gerekiyordu. koca cadı durur mu elbette durmaz, eline eldiven taktırır mı tabii taktırmaz. ne yaptık uzun çoraplarını eline geçirip dirsek, omuz vs.ye kadar çektik. o çıkartmaya uğraştı biz takmaya ve atlattık bitti gitti.

bizim kızla tek sıkıntımız kahvaltılar. yemiyorda yemiyor yumurtayı sevmiyor. kaşık maması yapıyorum ıı-ıhh, tek tek veriyorum ıı-ııh, arada omlet veya yumurtalı patates yapıyorum onu kataküllü ile yiyor ama onda da tam randıman ıı-ııh yok. ne yapacağız kahvaltı öğününe bilmiyorum. varsa tecrübeli annelerin deneyimleri ve önerileri okurum :)

aaaa ne çok ve ne karışık şeyler yazmışım. şimdi bu kadar yeter aaa hem saat de 18:00 olmak üzere, yarın görüşelim sevgiler...

21 Ocak 2011 Cuma

Splenda İle İrmik Helvası

Diyetteyim! Hayatımın herhangi bir döneminde bunu söyleyeceğime söyleselerdi hayatta inanamazdım... Ama oldu, diyetteyim! 1 ay olmadı henüz sıkı tutuyorum bu kez kaçamaklar yok, bir yerden kaçıyorsa başka bir yerden kısıyorum, hep dengeli ilerliyorum. Birde yanına sporu koyabilirsem bu iş tamamdır diyebileceğim ve uyuz sezeryan göbeğinden kurtulabileceğim.



Diyetteyim deyince aman aman doğum kiloları kaldı zannedilmesin, diyetisyenimin söylemesine ve ölçümlerine göre boyuma göre hala zayıfmışım!!! Ama yoooo 46 kilonun üzerine çıkamamış bu insan için hala çok şişmanım :))))



Kontrollü beslenirken hem diyet hemde aslında kendim için yaptığıma inandığım en iyi şey şekeri hayatımdan çıkartmaya başlamış olmak oldu. Ben çayı, sütü vs vs vs çoook bol şekerli içerdim. Şimdi ise normal şeker kullanmıyorum ve onun yerine içerisinde aspartam ve sakarin bulunmayan Splenda'yı kullanmaya başladım.






Tablet olarak Splenda'yı kullanırken evde yapacağım tatlılarda da granül halini kullanmanın iyi olacağını düşündüm. Hem şeker ile aynı tada sahip olduğu için sevgilide rahat yiyebilir yapılan tatlıları diye düşündüm ve ilk denememi irmik helvası ile yapmaya karar verdim.



Ben postu hazırlarken süper şukela irmik helvam demleniyor, sevgili hadi koyda yiyelim diye bekleşmekte ve ben çıldırmak üzereyim bir an önce yemeliyim onu :) kriz böyle birşey galiba geldimi fena vuruyor insanın kafasına :)))



Uuuu çok uzatmışım, ben kıssadan splenda'lı tarifimi verip misss kokusuyla beni çağıran helvama doğru gidiyorum çizgi filmlerde koku bulutunu takip eden kediler gibi :))))

Yapacak olanlara afiyet olsun, herkese sevgiler....







Splenda'lı İrmik Helvası;


1 su bardağı irmik, 100 gr tereyağ ve 1 paket dolmalık fıstık iyice kavrulur. Kavrulmanın sonuna doğru ayrı bir tencerede 1,5 su bardağı su, yarım su bardağı süt ve 1,5 su bardağı Splenda granül kaynayana kadar karıştırılır. Kaynayan sıvı karışım kavrulmuş irmikli karışıma dökülür, karıştırılır. 6-7 dakika sonra ateşten alınır ve karıştırılarak demlenmeye bırakılır.


ister dondurmayla ister tarçın ile servis edilir. Benim tercihim metabolizmayı çalıştıracağı için tarçın, diyet sıkıntısı olmayan sevgilin ise tercihi tabii dondurma.... :))

hepinize kocaman mucuuuk

Tenceredeki görüntü demlenmeye bırakmaya hazırlandığım sırada çekildi. Kendimi kaybetmezsem son halini de çekip ekleyeceğim.

2 Aralık 2010 Perşembe

Bardaktaki Çıt Çıtlar



Dün akşam üzeri şirketteyken sevgili aradı verdi müjdeyi :) Mai'nin dişi çıktı diye. Eve gidene kadar çatladım o minicik beyaz testere ucunu görmek için... epeydir hazırlık çalışmalarına başlamıştı minish. Sonunda erdi muradına. :) Darısı diğer dişlerinde başına.

Eve gidince binbir zorlukla görmeye çalıştım baktım yok olmuyor hemen parmağımı dişetine değdirdim işte orada :)))))


Hele o bardaktan birşey içmek istermişcesine bardağı ağzına soktuğunda çıkardığı çıt çıtlar varya......

Canım meleğim için tarihe not olsun. İlk dişimiz çıktı 1 Aralık'ta, sağ ön altta...